Site Rengi

Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları

Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları

Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları
02.05.2022
11
A+
A-

Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları

AVRUPA’DAKİ GELİŞMELER VE OSMANLI DEVLETİ

XIX. Yüzyılda Avrupa’daki Gelişmeler

Yeni Çağ’da, Rönesans hareketleri ve Hümanizm akımıyla başlayıp Coğrafi Keşifler ve Reform hareketleriyle devam eden gelişmeler, aklı ön plana çıkardı. Bu gelişmeler, insanı baskılardan kurtararak özgür bir düşünce ve değerler sistemi getirdi. Gerçeğe akıl yoluyla ulaşmayı hedefleyen bir hayat anlayışının oluşmasına zemin hazırladı. XVIII. yüzyıldaki bu düşünce yapısı Avrupa’da insanı merkeze alan, akla ve gerçeğe dayalı bir hayat anlayışını ortaya çıkardı. Avrupa’da XVIII. yüzyılda gelişen, önceki dönemlerin ön yargı ve ideolojilerinden uzak, bilgiye dayalı özgür ve akılcı düşünceyi temsil eden bu döneme Aydınlanma Çağı denir.

Aydınlanma Çağı’nın en önemli düşünürleri Fransa’da yetişmiştir. Montesquieu (Montesku) mutlakiyete karşı meşruti monarşiyi (anayasalı krallık rejimini) savunmuştur. Rousseau (Ruso) eşitlik ve demokrasiyi, Voltaire (Volter) vicdan ve fikir hürriyetini eserlerinde ele almıştır. Diderot (Didero) yayımladığı ansiklopedide esaret, hürriyet, adalet gibi kavramları halka açıklamıştır. Bu aydınlar, Fransa’da mevcut ekonomik ve siyasal düzeni eleştirmişler ve daha iyi bir toplumsal düzenin kurulabileceğini göstermişlerdir.

Fransa’da krallık rejiminde halka yönelik baskı ve eşitsizliğe dayalı toplum yapısı vardı. Halk, ekonomik sıkıntıların ve vergilerin ağırlığı altında eziliyordu. İngiltere ve Amerika’da hak ve özgürlükler konusunda yaşanan gelişmelerin de etkisiyle Fransız halkı mevcut düzeni değiştirmek için harekete geçti.

1789’da başlayan Fransız İhtilali, kısa sürede ülke geneline yayıldı ve bir şiddet gösterisine dönüştü. Halk, Paris’te yönetime el koydu. Krallık rejimi yıkıldı. 1789’da “Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi” yayımlandı. Bu bildiriyle insanların, hakları bakımından hür ve eşit doğdukları ve öyle yaşayacakları vurgulandı. Hürriyet, mülkiyet, güvenlik gibi hakların yanı sıra her türlü egemenliğin millete ait olduğu bildiride yer aldı. Demokratik anlayış ve laik devlet anlayışı yaygınlaştı. Fransız İhtilali ile her milletin kendi bağımsız devletini kurma hakkına sahip olduğunun vurgulanması, milliyetçilik fikrinin yayılmasına ve imparatorlukların dağılma sürecine girmesine yol açtı.

Aydınlanma Çağı’ında Avrupa’da yalnız bilim ve felsefe alanında değil, üretim teknolojisinde de önemli gelişmeler yaşandı. Birçok alanda teknolojik buluşlar gerçekleştirildi ve bunların üretime uygulanmasıyla Sanayi İnkılabı’nın temelleri atıldı. Buhar gücünün makinelerde kullanılması, insan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından makine gücüne dayalı üretim tarzına geçilmesini sağladı. Avrupa’da yaşanan bu önemli gelişme Sanayi İnkılabı olarak adlandırıldı.

Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecine girmesinde milliyetçilik akımının etkisini araştırınız.

Osmanlı Devleti de Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan ve dağılma sürecine girilmesinde etkili olan milliyetçilik akımından olumsuz etkilenmiştir. Ulus devlet ideolojisi Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmesine neden olmuştur. Toprak kayıplarının yaşanması devletin siyasi otoritesinin sarsılmasına neden olmuştur. Bu da devletin tamamen yıkılmasına ve yeni devletin kurulmasına ortam hazırlamaya başlamıştır.

Osmanlı Devletinde “Milliyetçilik” akımı neticesinde ayaklanan ilk topluluk SIRPLAR’dır. Fransız ihtilâli ile etkili olan milliyetçilik (ulusçuluk) düşüncesi Osmanlı Devleti’ni olumsuz olarak etkiledi. Osmanlı Devleti’nde yaşayan bazı Balkan milletleri bağımsızlık için ayaklanmalar çıkardı. Osmanlı Devleti’nde milliyetçilik fikrinin etkisiyle ilk isyan eden topluluk Sırplar, ilk bağımsız olan topluluk ise Yunanlılardır.

Milliyetçi faaliyetlerin etkisi ile ayaklanmaların meydana gelmesi işleri daha da zora soktu. Osmanlı Devletinin bu ayaklanmalara karşı duracak ne gücü ne de otoritesi vardı. Patlak veren isyanlar bir sonraki adım olarak toprakların elden çıkmasını getirdi. Balkanlar’da çeşitli büyüklüklerde yeni ve millî devletler vücut buldu. Bu neticeler itibariyle Osmanlı Devletini milliyetçi faaliyetlerden kurtarmak ve toprak bütünlüğünü korumak adına atılan adımların, yayınlanan fermanların ve geliştirilen fikir akımlarının birer birer boşa çıktığını görmekteyiz. Avrupa’da başlayan ve Balkanlar sahası üzerinden Osmanlı topraklarına sirayet eden milliyetçilik akımı imparatorluğu dönüşü olmayan bir uçurumun kıyısına getirmişti.

Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımı, farklı milletleri bünyesinde barındıran Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecine girmesine neden oldu. Özellikle Balkanlardaki Hristiyan topluluklar, milliyetçilik akımının etkisi ve büyük Avrupa devletlerinin de kışkırtmaları sonucu bağımsızlıklarını elde etmek için ayaklanmaya başladılar. Osmanlı Devleti’nde milliyetçiliğin etkisiyle ilk olarak 1804’te Sırplar isyan etti. 1829 Edirne Antlaşması’yla Yunanlar bağımsızlıklarını kazandı. Devam eden dağılma süreci, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda alınan ağır yenilgi sonrası 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile hız kazandı. Bu antlaşma ile bağımsızlıklarını kazanan Sırbistan, Karadağ ve Romanya Osmanlı Devleti’nden ayrıldılar.

Sanayi İnkılabı, İngiltere’de XVIII. yüzyılın ikinci yarısında başladı. XIX. yüzyılda diğer Avrupa devletlerine yayıldı. Sanayinin gelişmesiyle fabrikalar kurulmaya başlandı. Sanayileşen ülkeler ham maddeye ihtiyaç duydular ve ürettikleri malları satabilecekleri yeni pazar arayışına girdiler. Ekonomik ve askeri yönden güçlü olan devletler, geri kalmış ülkeleri birer ham madde kaynağı ve açık pazar olarak gördüler, onlara ait toprakları işgal ederek sömürgeleştirdiler.

Avrupa’daki Gelişmelerin Osmanlı Devleti’ne Etkileri

Osmanlı Devleti, Rusya başta olmak üzere Avrupa devletlerinin saldırıları sonucu XIX. yüzyıla önemli toprak kayıpları yaşayarak girmişti. Bu saldırılar karşısında denge politikası izleyerek ayakta kalmaya çalışan Osmanlı Devleti siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik bakımdan oldukça zayıflamıştı. Devlet, XIX. yüzyılın başlarından itibaren bütün bu olumsuz gelişmelerin yanı sıra başka sorunlarla da karşı karşıya kalacaktı. Bunların başında azınlık isyanları gelmekteydi.

Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımı, farklı milletleri bünyesinde barındıran Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecine girmesine neden oldu. Özellikle Balkanlardaki Hristiyan topluluklar, milliyetçilik akımının etkisi ve büyük Avrupa devletlerinin de kışkırtmaları sonucu bağımsızlıklarını elde etmek için ayaklanmaya başladılar. Osmanlı Devleti’nde milliyetçiliğin etkisiyle ilk olarak 1804’te Sırplar isyan etti. 1829 Edirne Antlaşması’yla Yunanlar bağımsızlıklarını kazandı. Devam eden dağılma süreci, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda alınan ağır yenilgi sonrası 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile hız kazandı. Bu antlaşma ile bağımsızlıklarını kazanan Sırbistan, Karadağ ve Romanya Osmanlı Devleti’nden ayrıldılar.

Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda izlediği denge politikasını araştırınız.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. ve 20. yüzyılda Avrupa devletlerinin arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak varlığını devam ettirme politikasına denge politikası denir. Osmanlı Devleti ilk kez Mısır’ı işgal eden Fransa’ya karşı İngiltere ve Rusya’nın desteğini alarak denge politikasını uygulamıştır. Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda da Avrupa devletleri arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Büyük toprak kayıplarının yaşanmasıyla birlikte Avrupa devletleriyle zaman zaman ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı’ndan sonra denge politikasını temel politika olarak kullanmaya başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin denge politikası uygulamasını zorunlu kılan nedenler şunlardı:

  • Toprak kayıpları.
  • Kaybedilen toprakları savaşarak geri alma ümidinin kalmayışı.
  • Büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki çıkar çatışmaları.

Denge politikası, Osmanlı Devletinin daha fazla toprak kaybetmemek için Avrupalı devletleriyle kurduğu ittifaklara verilen isimdir. Üst üste kaybedilen savaşlar ve bunun sonucunda ülkenin çok fazla toprak kaybetmesi bunda etkili olmuştur. Aynı zamanda sanayi devrimi de Osmanlı Devletini ekonomik açıdan çıkmaza sokmuştur.

www.ilginize.com

18. ve 19. yüzyılda Yeniçeri isyanları ve iç karışıklıklar ile mücadele eden Osmanlı Devleti, Avrupalı Devletlere karşı farklı bir politika izlemiştir. Bu politika doğrultusunda varlığını 90 yıl daha sürdüren Osmanlı Devleti, Mondros Antlaşması imzalandıktan sonra fiilen sona ermiştir.

Osmanlı Devletinin Avrupa Devletlerine ve Japonya’ya karşı yürüttüğü denge politikası, 18. ve 19. yüzyılda kaybedilen toprakların bir kısmının geri alınmasını sağlamıştır.

Avrupa Devletlerinin birbiriyle çıkar çatışmasına düşmesi de Osmanlı Devletinin yıkılmasını geciktirmiştir. Ancak aynı politika neticesinde I. Dünya Savaşında Almanya’nın yanında yer almak, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasında büyük rol oynamıştır. I. Dünya Savaşında sonra Fransa, İngiltere, Yunanistan ve Rusya, ülke topraklarını işgal etmeye başlamış ve Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Siyasi çalkantıların yanı sıra Osmanlı Devleti’nin ekonomisi de giderek zayıflamaktaydı. Avrupa’daki fabrikalarda seri bir şekilde, bol miktarda ve düşük fiyatla üretilen mallar, Osmanlı pazarını istila etti. Kapitülasyonlar nedeniyle gümrük vergilerinin düşük olması da Osmanlı Devleti’nin Avrupa’nın ham madde kaynağı ve açık pazarı haline gelmesinde önemli rol oynadı. Küçük atölyelerde ve el tezgahlarında üretim yapan Osmanlı esnaf ve zanaatkârları, Avrupalı üreticilerle rekabet edemediler. Bu durum zamanla el tezgahlarının ve küçük atölyelerin kapanmasına, Osmanlı ekonomisinin büyük zarara uğramasına neden oldu.

Sanayileşemeyen ve ekonomisini düzeltemeyen Osmanlı Devleti, uzun süren ve genellikle yenilgiyle sonuçlanan savaşların giderlerini karşılamakta zorlanmaktaydı. Bu zorluğu aşmak için Kırım Savaşı (1853- 1856) sırasında 1854’te İngiltere’den ilk kez dış borç alındı. Zamanla diğer Avrupa devletlerinden de borçlanmaya gidildi. Alınan paralar genellikle savaş giderleri ve altyapı çalışmaları için kullanıldı. Osmanlı borçlarını ödeyemez hale geldi. 1881’de Avrupa Devletleri’nin temsilcilerinden oluşan Düyûn-ı Umûmiye (Genel Borçlar) İdaresi kuruldu. Böylece Osmanlı Devleti’nin düzenli gelir kaynakları denetim altına alındı.

Osmanlı aydınları ve devlet adamları, yaşanan olumsuz gelişmeler üzerine Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmalarına engel olmak ve devletin dağılmasını önlemek amacıyla çalışmalar yapmaya başladılar. Bu doğrultuda Padişah Abdülmecid Dönemi’nde 1839’da Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) ilan edildi. Fermana göre halkın can, mal ve namus güvenliği sağlanacaktır. Vergi herkesin gelirine göre alınacaktır. Mahkemeler açık olarak yapılacak, rüşvet ve iltimas (kayırma) önlenecektir. Tanzimat Fermanı’yla Müslüman ve gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın herkes kanun önünde eşit sayıldı. Osmanlı Devleti’nde ilk defa padişahın gücü üstünde kanun gücünün varlığı kabul edildi. 1856 yılında ise Islahat Fermanı ilan edilerek gayrimüslimlere verilen haklar genişletildi.

Tanzimat Dönemi’nde ve sonrasında yapılan yenilikleri yeterli görmeyen bazı Osmanlı aydınları, Genç Osmanlılar (Jön Türkler) adıyla örgütlendi. Bu aydınlar, Osmanlı Devleti’nde meşrutiyet yönetimine geçilmesi halinde ülkedeki karışıklıkların ve isyanların sona ereceğine inanıyorlardı. Genç Osmanlılar kendileriyle aynı fikri paylaşmayan Padişah Abdülaziz’i tahttan indirdiler ve V. Murat’ı tahta çıkardılar. Ancak daha sonra Genç Osmanlılar ile anlaşan ve 1876’da tahta çıkan Padişah II. Abdülhamit tarafından Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası Kanun-ı Esasi ilan edildi. Anayasaya göre Osmanlı Mebusan Meclisi açıldı. Osmanlı Devleti’nde I. Meşrutiyet Dönemi başladı. Halk ilk kez seçimlere katılarak sınırlı da olsa yönetimde söz sahibi oldu. Fakat meşrutiyet yönetimi uzun sürmedi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlaması ve meclis ile Hükûmet arasındaki ilişkilerin bozulması üzerine padişah, meclisi kapattı. Anayasayı yürürlükten kaldırdı ve meşrutiyet yönetimine son verdi.

1. Ham madde ve pazar nedir? Açıklayınız.

Hammadde, endüstride bir ürün ya da yapının elde edilmesinde kullanılan gerekli bileşenlerin işlenip elde edilmesinden önceki durumudur. Bu terim çoğu zaman doğadan elde edilen ve henüz işlenmemiş ya da çok az işlem görmüş maddeleri belirtmek için kullanılır. Demir cevheri, kereste, ham petrol ham maddeye örnek olabilecek materyallerdir.

Pazar ise üretimi yapılan bir ürünü ya da hizmeti satın alma talebinde bulunan ve satın alma gücüne sahip olan kişiler ve kurumlardır.

Ham madde, endüstride bir ürün ya da yapının elde edilmesinde kullanılan gerekli bileşenlerin işlenip elde edilmesinden önceki durumudur. Bu terim çoğu zaman doğadan elde edilen ve henüz işlenmemiş ya da çok az işlem görmüş maddeleri belirtmek için kullanılır. Demir cevheri, kereste, ham petrol ham maddeye örnek olabilecek materyallerdir.

Ham maddeler sonsuz değildir ve kendilerini yenileyip yenileyememelerine göre iki başlık altında toplanırlar. Kendilerini yenileme yetisi olmayan ham maddeler genelde doğadan elde edilenlerdir. Uranyum, fosfatlar, demir, bakır, altın gibi madenler ve kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar bu gruba girerler. Bunlar, belirli bir zaman dilimi içinde yeryüzünün kendi içinde oluşumuşlardır ve tükendiklerinde tekrar oluşmaları yine uzun zaman alacaktır.

Pamuk, keten, Hindistan cevizi ve deri gibi çok çeşitli kendini yenileyebilen ham maddelerin ise devamlılığının sağlanması için temiz bir çevre gereklidir. Bir ülkenin ekonomisinde ham madde kaynaklarına sahip olmak ya da bu kaynaklara yakın bir noktada olmak en önemli özelliklerdendir. Petrol yatakları üzerinde kurulan ülkeler ve çok çeşitli bitki örtülerinin bulunduğu ekvatoral kuşak ülkeleri bu ham maddeleri pazarlayarak ekonomilerini canlı tutmaktadır.

Pazar ya da piyasa, ekonomide her türlü mal ve hizmetin alınıp satıldığı veya takas yoluyla el değiştirdiği yer olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, semt pazarları, borsalar, fuar, sergi ve panayırlar, farklı ülkeler ile kişi veya kuruluşlar arasındaki değiş-tokuş faaliyetine konu olan alanlar pazarı oluşturur. Satıcıların serbest bir şekilde karşılaştıkları, kâr amaçlı ya da kâr amaçsız her türlü mal ve hizmetin alıcı ve satıcılar arasında değiştirildiği veya değişim fiyatının oluştuğu yer veya koşullar dizisi, şeklinde tanımlanabilir.

2- Bir devletin, başka devletlerin açık pazarı haline gelmesi ne demektir? Açıklayınız.

Bir devletin başka devletlerin açık pazarı haline gelmesi, ticari ilişkiler noktasında arz mesafesinde olmak anlamına gelmektedir. Bir devlet ürettiği ürünlerin hemen hepsini başka bir devletin topraklarında satabilir. Bu da ihracat olarak bilinmektedir. Bir ülkenin ihracatı ne kadar gelişmişse ekonomisi de o kadar gelişir. Ekonominin gelişmesi adına ihracatın da açık pazar unsurlarını arttırmak adına gelişimini sürdürmesi gerekir.

Bir ülkenin bir baka ülkenin açık pazarı olması, tıpkı bir çarşı gibi o ülkede ticaret yapma haklarına sahip olarak ekonomik gelir elde etmesi anlamına gelmektedir. Bu daha çok güçlü ülkelerin güçsüz ülkeler üzerinde tahakküm oluşturması yoluyla gerçekleşir.

Bir devletin başka bir devlete açık pazar haline gelmesi bir bakıma o devletin sömürge haline getirilmesi demektir. Osmanlı Devletinde uygulanan kapitülasyonlar tam bu şekildedir.

Bir devletin başka bir devlete açık pazar haline gelmesi demek o devlette hiçbir şekilde gümrük işlemlerinin olmadığı gelirin tamamen yabancı ülkelere gittiğinin göstergesidir.

Özellikle Osmanlı Devletinin ilk başlarda Fransızları Avrupa’nın içerisinden çıkara bilmeleri için onlara verdikleri kapitülasyonlar zamanla uzamasıyla ve başka devletlerinde bu kapitülasyonlardan faydalanması ile Osmanlı Devletinin zaman içerisinde gümrük gelirlerinden ve denetiminden uzaklaştırmıştır. Ülkede fabrikanın ve sanayinin gelişmesini engellemiştir. Sonuç olarak Osmanlı Devletinin ekonomisi çökmüştür.

II. Abdülhamit, 1908 yılına kadar devleti mutlakiyetle yönetti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin meşrutiyeti yeniden getirmek için yürüttüğü mücadele sonucunda II. Abdülhamit, 23 Temmuz 1908’de meşrutiyeti yeniden ilan etti. Böylece II. Meşrutiyet Dönemi başladı. Anayasada önemli değişiklikler yapıldı, padişahın yetkileri sınırlandırıldı ve meclisin yetkileri artırıldı. Ayrıca ilk kez siyasi partilerin kurulması sağlandı.

Osmanlı Devleti’nin Dağılmasını Önlemeye Yönelik Fikir Akımları

XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti dağılma sürecine girdi. Bu gelişme üzerine Osmanlı aydınları ve devlet adamları dağılmayı önlemeye yönelik fikirler üretmeye ve çözüm yolları bulmaya çalıştılar. Böylece devletin parçalanıp dağılmasını önlemek için bazı fikir akımları ortaya çıktı. Bunların başlıcaları: Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılıktır.

Osmanlı Devleti’nin hangi özelliği, devletin dağılmasında önemli bir rol oynamıştır? Açıklayınız.

Bürokratların iradesiz, idaresiz anlayışları, mali gelir elde etmek istemeleri ve heveslerine bağlı olarak hareket etmeleri devleti batırmıştır. Bürokratlar arasındaki şahsi çekişmeler, şahsi menfaat elde etme istekleri devletin dağılmasında rol oynamıştır. İçki, kumar, kadın alışkanlığı ve düşkünlüğü, kumar gibi illetlerin bürokratlar arasında yayınlaşması Osmanlı’nın sonunu getiren olayların yaşanmasına neden olmuştur. Ayrıca en önemlisi de diyebiliriz Osmanlının çok uluslu olması ve bu ulusların milliyetçilik akımından etkilenmesi dağılmada önemli bir rol almıştır.

Ayrıca halk arasında ve yönetim arasında bulunan anlaşmazlıklarda bunda rol almıştır:

  • Tımarlı Sipahiler, Kapıkulu Ocağını sevmiyor.
  • Rumeli Uçbeyleri, Sadrazamı sevmiyor.
  • Paşalar, kubbe vezirlerini sevmiyor.
  • Kubbe vezirleri paşaları sevmiyor.
  • Son dönemlerde, mülkiyeliler medreselileri sevmiyor.
  • Medreseliler mülkiyelileri sevmiyor.
  • Alaylı askerler mektepli askerleri sevmiyor.
  • Mektepli askerler alaylı askerleri sevmiyor.
  • Nişancı, Kazasker ve Şeyhülislamı sevmiyor.
  • Enderun’dan yetişen talebeler Yeniçerileri sevmiyor.
  • Derviş zümreleri, Medreselileri sevmiyor.
  • Seyfiye, Kalemiyeyi sevmiyor.
  • Cariyeler, Kalfaları ve Ustaları sevmiyor.
  • Kara Hadım Ağalar, Ak Ağaları sevmiyor.
  • Valide Sultanlar, kendinin tavsiye etmediği Gözdeleri sevmiyor.
  • Yeniçeriler, Azepları sevmiyor.
  • Azeplar Yeniçerileri sevmiyor.
  • Halk hiç birini sevmiyor.

Osmanlı devletinin dağılmasındaki en büyük rol imparatorluğun çok uluslu olmasıdır. 1. Dünya Savaşı öncesinde Fransız İhtilali ile birlikte ulus devletlerin kurulması ile çok uluslu imparatorluklar dağılmaya başlamıştır özellikle 1, Dünya Savaşında Avusturya Macaristan Osmanlı Devleti gibi çok uluslu imparatorluklar dağılarak yerlerine yeni devletler kurulmuştur.

FİKİR AKIMLARI

OSMANLICILIK : Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemek amacıyla devletin sınırları içinde yaşayanları hangi din veya milletten olursa olsun kaynaştırarak bir Osmanlı milleti oluşturmayı amaçlar. Osmanlıcılık fikrini savunanlar, Genç Osmanlılar Cemiyeti adı altında örgütlendiler. Başlıca temsilcileri Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’dır. Cemiyet, Devleti yıkılmaktan kurtarmak için haklar bakımından herkesin eşit olması gerektiğini savundu. Meşrutiyet yönetimine geçilmesini savunarak başta Balkan milletleri olmak üzere halkın tamamını yönetime katıp Osmanlı vatandaşı olma bilincini yerleştirmeyi amaçladı. Osmanlıcılık düşüncesi, çeşitli milletlerin Osmanlı birliğinden ayrılmasıyla başarısız olmuştur. Bu düşünce, Balkan Savaşları sonunda önemini kaybetse de Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar varlığını sürdürmüştür.

İSLAMCILIK (ÜMMETÇİLİK) : İslami kuralların devlet hayatına tam anlamıyla hâkim olmasını ve Müslümanların Osmanlı halifesinin etrafında toplanmasını savunan fikir akımıdır. Başlıca temsilcileri Cemalettin Afgani, Sait Halim Paşa, Mehmet Âkif (Ersoy)’tir. Bu fikri savunanlara göre İslamcılık, devlet ve toplum düzenlerinin içinde en gelişmişi ve en yararlısıdır. Bu nedenle İslami kurallar, ödün verilmeden devlet hayatı ve toplumsal yaşamda uygulanmalı, yeryüzündeki bütün İslam ülkeleri arasında birlik kurulmalıdır. II. Abdülhamit Dönemi’nde etkili olan bu fikir akımına göre Osmanlı padişahı aynı zamanda Müslümanların halifesi olduğu için kurulacak birlik, devlete eski gücünü ve saygınlığını yeniden kazandıracaktır.

TÜRKÇÜLÜK : Ziya Gökalp, Yusuf (Akçura), Gaspıralı İsmail ve Mehmet Emin (Yurdakul) gibi aydınların savunduğu bu fikir akımına göre Osmanlı Devleti dini, dili, soyu ve ülküsü bir olan topluma dayanarak ayakta kalabilirdi. Türkçülük akımı, Osmanlı Devleti yönetimi altında yaşayan Türklere millî bilinç kazandırmayı amaçlamıştır. II. Meşrutiyet öncesinde kültürel alanda kendini göstermişken daha sonra büyük Türk birliğini kurma idealine (Turancılık) dönüşmüştür.

BATICILIK : XVIII. yüzyıldaki ıslahatlara dayanan bir fikir akımıdır. Bu fikir akımıyla Batı’nın bilim ve tekniğini, yönetim biçimini ve düşünce yapısını alarak Osmanlı Devleti’nin geri kalmışlıktan kurtarılması ve yıkılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Başlıca temsilcileri Abdullah Cevdet, Celal Nuri (İleri) ve Tevfik Fikret’tir.

Osmanlı Devleti’ni, dağılmaktan ve yıkılmaktan kurtarmak için çareler arandı. Fakat tüm çabalar sonuçsuz kaldı. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren ortaya atılan fikir akımları ve yenileşme çalışmaları sorunu çözemediği gibi toplum içindeki ayrılıkları da ortadan kaldırmaya yetmedi. Bunun nedeni, bu fikirlerin toplumun geneline yayılamaması ve milliyetçilik akımı sonucu ortaya çıkan bağımsızlık hareketlerinin giderek hız kazanmasıydı.

  • Halife,
  • Ziya Gökalp,
  • İttihat ve Terakki,
  • Tanzimat Fermanı,
  • Batı,
  • Tevfik Fikret,
  • II. Abdulhamit,
  • Namık Kemal,
  • Meşrutiyet,
  • Türk Birliği,
  • Genç Osmanlılar,
  • İslam Birliği

Aşağıda tanımları verilen fikir akımlarıyla ilgili kavramları altlarındaki boşluklara yerleştiriniz?

OSMANLICILIK : Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan tüm milletleri Osmanlı milleti adı altında bir araya getirerek devletin dağılmasını önlemeyi amaçlayan fikir akımıdır.

  • Namık Kemal
  • Genç Osmanlılar
  • Meşrutiyet

İSLAMCILIK : Müslüman milletlerin Osmanlı halifesinin liderliğinde tek bir çatı altında birleşmesini savunan fikir akımıdır.

  • II. Abdulhamit
  • Halife
  • İslam Birliği

TÜRKÇÜLÜK : Bütün Türkleri Osmanlı Devleti çatısı altında milli bir duygu ile bilinçlendirmeyi ve bir bayrak altında toplamayı amaçlayan fikir akımıdır.

  • Ziya Gökalp
  • Türk Birliği
  • İttihat ve Terakki

BATICILIK : Osmanlı Devleti’nin yıkılmasını önlenmek ve devleti geri kalmışlıktan kurtarmak için Avrupa’dan bilim, teknik ve yönetim anlayışının alınması gerektiğini savunan fikir akımıdır.

  • Batı
  • Tevfik Fikret
  • Tanzimat Fermanı

MUSTAFA KEMAL’İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ VE ÖĞRENİM HAYATI

Selânik ve Mustafa Kemal

Mustafa, 1881’de Selânik’te Koca Kasım Mahallesi, Islahhane Caddesi’nde bulunan bir evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Anne ve baba tarafı Anadolu’dan Rumeli’ye göç eden Türkmen ailelerindendi. Babası, Selânik Asakir-i Millîye Taburunda üsteğmen rütbesiyle görev yaptı. Daha sonra evkaf (vakıflar) katipliği ve rüsumat (gümrük) memurluğu görevlerinde bulundu. Ali Rıza Efendi bir süre sonra memuriyetten ayrılarak kereste ve tuz ticaretiyle uğraştı. Zübeyde Hanım okuma ve yazma bilen kültürlü bir ev hanımıydı. Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın evliliklerinden Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa, Makbule ve Naciye adlarında altı çocuğu oldu. Mustafa ve Makbule hariç diğer çocukları küçük yaşta hayatını kaybetti.

Mustafa’nın doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Selânik, Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki gelişmiş şehirlerinden biriydi. İşlek bir limana sahip olmasının yanı sıra Avrupa’yla olan demir yolu bağlantısı, şehirde ticari ve ekonomik hayatı canlandırmıştı. Selânik, Osmanlı’nın Batı’ya açılan kapısı konumundaydı. Türklerle birlikte Rum, Sırp, Yunan, Bulgar ve Yahudi gibi farklı etnik ve dini kökenden gelen toplulukların birlikte yaşadığı bir şehirdi.

Selânik’te Türkçe, Rumca, Bulgarca ve İbranice yayımlanan resmi vilayet gazetesinin yanı sıra Avrupa’da çeşitli dillerde basılan gazete, dergi ve kitapları takip etme imkanı da vardı. Selânik şehrinin çok uluslu yapısı, zengin bir kültürel ortamın oluşmasını sağlamıştır. Bu ortam, Mustafa’nın farklı düşünce ve inançlara karşı saygılı olmasında, demokratik bir kişilik kazanmasında etkili olmuştur.

Doğup büyüdüğümüz yer, yaşamımızı nasıl etkiler? Açıklayınız.

Doğup büyüdüğümüz yer yaşantımızın her alanını her durumunu etkiler. Konuşmamızdan, kültürümüzden hatta ve hatta mesleğimize kadar etkiler.

Konuşmamızı etkiler derken örneğin İç Anadolu bölgesinde yaşıyorsak eğer ona göre bir şive ediniriz. Antalya da yaşıyorsak yada İzmir de yaşıyorsak konuşmamız şehirler arasında bile farklı olacaktır. Örnek vermek gerekirse çekirdek kelimesi İç Anadolu bölgesinde çekirdek olarak kullanılırken İzmir de aynı şeye çiğdem derler.

Yemek kültürü Doğu ve İç Anadolu yemekleri hayvansal ağırlıklıdır. Fakat Akdeniz ve Ege bölgesinde bitkisel ağırlıklıdır.

Meslek yada iş edinme olarak düşünürsek eğer köylerde yaşayanlar toprak işlerine yönelirken şehirde yaşayanlar daha çok beyaz yakalı işlerine yönelmektedir.

Soğuk yada sıcak olma durumuna yani iklim şartlarına göre bile Doğu bölgelerinde yaşayanlar -10 °C olduğunda etkilenmezken, Akdeniz bölgelerinde yaşayanalar -1 °C’de çok üşüyeceklerdir.

1. Selânik’te ulaşımın gelişmiş olması, şehre neler kazandırmıştır? Söyleyiniz.

Selânik’te ulaşımın gelişmiş olması şehre pek çok insanın gelmesini, ticaret merkezi olmasını, farklı kültürlerin karşılaşmasını ve kaynaşmasını sağlamıştır.

2. Selânik şehrinde geçmişten günümüze nelerin değiştiğini görsellere bakarak açıklayınız.

Günümüzdeki Selânik şehrinde eskiye nazaran modern binalar, güzel bir sahil kıyısı ve yollar yapılmıştır. Tarihi kale korunmuştur. Demir yolu yerini karayoluna bırakmıştır. Balıkçılık ya unutulmuş yada başka yere taşınmıştır. Sahil sadece görsel olarak bırakılmıştır.

“…Selânik, dağ eteklerinden yukarıya doğru tırmanan, büyük, durgun körfezinin sularına yayılan ve çevresindeki Roma, Bizans ve Türk surlarının sınırlarını çoktan aşmış, çağdaş Batı ölçütlerindeki rıhtım ve bulvarları boyunca iyice gelişmiş bir kent görünümündeydi. Yıkık istihkâmlarının üzerindeki karmaşık çatıların arasından minareler ve çan kuleleri yükselirdi…

Kent, 1889’da Sırbistan ve Viyana üzerinden demir yoluyla Avrupa’ya bağlanmıştır. Diğer bir demir yolu hattı da kenti, Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya ve İstanbul’a bağlamaktaydı. Kentin elektrik ağı 1889’da kurulmuştur. Bu süreçte dokuma fabrikalarında pamuklu ve yünlü kumaş üretilmiş, yabancıların kontrolündeki Düyûn-ı Umûmiye İdaresinin bir bölümü olan ve reji olarak bilinen devlet tekelinin himayesinde önemli ölçüde tütün ihraç edilmiştir.

XIX. yüzyılın son kırk yılında, Selânik’in nüfusu yetmiş binden yüz binin üzerine çıkmıştır. Bu süreçte Teselya’dan ve diğer yerlerden gelen göçmenler kentin Müslüman nüfusunu artırmıştır.”

Yukarıdaki metne göre soruların cevaplarını boşluklara yazınız.

1. Selânik’in göç alma nedenleri nelerdir?

Gelişmiş olması, demir yolları ile şehirler ve devletler arasında bağlantılı olması, iş olanaklarının olması dolayısıyla Selanik göç almıştır. Yani sıralarsak eğer;

  • Sahip olduğu demiryolu ile ticaretin kolay olması.
  • Liman kenti olması  
  • İpek yoluna yakın olması
  • Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan bir noktada yer alması

2. Selânik’teki inanç özgürlüğü konusunda düşünceleriniz nelerdir?

Şehirde hem minare hem de çan kulesi olması Hristiyan ve Müslümanların bir arada yaşadığının göstergesidir. Özellikle nüfusunun artması ile Müslüman nüfusunun artması herkesin inancını özgürce yaşadığının göstergesidir.

3. Avrupa’daki yeniliklerin Selânik’e kısa bir sürede ulaşmasının nedenleri nelerdir?

Liman kenti olması ile deniz yolundan ve demir yollarının çok ve bir çok şehre bağlantılı olmasından dolayı yenilikler Selanik’e kısa sürede ulaşmıştır.

4. Selânik’te başlıca hangi ekonomik faaliyetler görülmektedir?

Dokuma fabrikası olmasından dolayı pamuklu ve yünlü kumaş üretilmiş bu yüzden tekstil faaliyetleri, rejiden dolayı tütün ve sigara gibi ekonomik faaliyetler görülmektedir.

Mahalle Mektebi ve Şemsi Efendi Okulu

Mustafa’nın öğrenim hayatı Selânik, Manastır ve İstanbul’da geçti. Önce annesinin isteğiyle Selânik’teki mahalle mektebine başladı. Bu okula kısa bir süre devam ettikten sonra Selânik’te bulunan ve modern eğitim metotlarını uygulayan Şemsi Efendi Okuluna kaydoldu. Burada öğrenimine devam ederken babası Ali Rıza Efendi vefat etti. Babasının vefatı sırasında Mustafa’nın Makbule ve genç yaşta ölen Naciye olmak üzere kendinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu. Babalarını kaybetmeleri aileyi oldukça sarstı. Zübeyde Hanım, çocuklarını alarak Selânik yakınlarındaki kardeşi Hüseyin Ağa’nın kahyalık yaptığı çiftliğe gitti. Mustafa burada köy hayatıyla tanıştı. Çiftlik işlerinde dayısına yardımcı oldu. Bu süreçte Mustafa’nın öğrenim hayatı bir süre kesintiye uğradı. Oğlunun eğitiminin aksamasından endişe duyan Zübeyde Hanım, onu Selânik’e halasının yanına gönderdi. Mustafa, Selânik Mülkiye Rüştiyesine kaydoldu.

“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe gitmek meselesine aittir. Bundan dolayı annemle babam arasında şiddetli bir mücadele vardı. Annem, ilahilerle mektebe başlamamı ve mahalle mektebine gitmemi istiyordu. Rüsumatta (gümrük) memur olan babam, o zaman yeni açılan Şemsi Efendi’nin mektebine devam etmeme ve yeni usul üzerine okumama taraftardı. Nihayet, babam işi ustalıkla halletti. Evvela mahalle mektebine başladım. Bu suretle annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalle mektebinden çıktım. Şemsi Efendi’nin mektebine kaydedildim.” (A. Emin Yalman, “Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa ile Bir Mülakat”)

Soruları yandaki metne göre cevaplayınız.

1- Mustafa Kemal’in eğitimiyle ilgili anne ve babasının tutumu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Söyleyiniz.

Anne ve babasının eğitime bakış açıları farklıdır. Mustafa Kemal’in annesi ilahilerle mektebe başlamasını yani din ağırlıklı bir eğitim görmesini istiyordu. Mustafa Kemal’in babası ise daha modern bir eğitim anlayışına sahipti. Mustafa Kemal’in Şemsi Efendi mektebinde okula başlamasını istiyordu. Yine de babası eşini de kırmayarak öncelikle mahalle mektebine daha sonra da Şemsi Efendi mektebinde okula başlamıştır.

2- Mustafa Kemal’in bu anısından yola çıkarak Osmanlı eğitim sistemi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Açıklayınız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün okula başladığı yıllarda Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde yer alan okullarda eğitim birliği yoktu. Merkezî denetimden uzak olan eğitim ve öğretim kurumları kendi hedefleri doğrultusunda farklı bir müfredat uygulamaktaydı. Osmanlı topraklarında din ağırlıklı eğitim veren medreseler çok fazla bulunmaktaydı. O dönem içerisinde bu okullar yaygındı. Ayrıca modern yöntemlerle eğitim veren okullar da faaliyet göstermekteydi. Öte yandan azınlıkların kendi kültürlerini sürdürmek için kurdukları azınlık okullarının yanı sıra yabancı devletlerin Osmanlı Devleti’nden elde ettikleri ayrıcalıklar sayesinde açtıkları okullar da eğitim ve öğretim verilmekteydi. Tüm bu okullar içerisinde yalnızca modern manada eğitim veren kurumlar, Maarif Nezareti (Eğitim Bakanlığı) tarafından kontrol edilmekteydi. Osmanlı eğitim sistemi içerisinde devlet tarafından destek gören ve parasız olan askerî okullar bulunmaktaydı. Bu okullar modern anlayışa dayalı, pozitif bilimleri ölçü alan eğitim ve öğretim faaliyetleri sürdürmekteydi.

Selânik Mülkiye Rüştiyesi

Mülkiye Rüştiyeleri ve Askeri Rüştiyeler, ilk olarak Padişah II. Mahmut döneminde İstanbul’da açılan ve ortaokul seviyesinde eğitim veren kurumlardı. Rüştiyelerden mezun olanlar, o dönemde devletin idari birimleri de dahil olmak üzere çeşitli kurumlarda meslek sahibi oluyorlardı. İlk olarak Selânik Mülkiye Rüştiyesine kaydolan Mustafa burada eğitim görmekten pek memnun kalmadı ve bu okuldan ayrıldı. Çocukluk hayallerini gerçekleştirebilmenin ve çok sevdiği askerlik mesleğine girebilmenin yollarını aramaya başladı.

Çocukluğundan itibaren askerliğe büyük ilgi duyan ve bu mesleği yapmak için son derece istekli olan Mustafa’nın askerlikle ilgili hevesi, üniformalı subayları gördüğünde daha da artıyordu. Fakat Zübeyde Hanım oğlunun bu zor mesleği tercih etmesine karşı çıkıyordu. Onu bu düşüncesinden vazgeçirmek istiyordu. Askerlik mesleğini seçmekte kararlı olan Mustafa, Selânik Askeri Rüştiyesinin giriş sınavına katılmış ve sınavı kazanmıştı. Bu gelişme üzerine annesi de onun askeri okula gitmesine onay vermişti.

”Komşumuz Binbaşı Kadri Bey’di. Onun oğlu Ahmet askeri okula gidiyordu. Askeri mektep elbiseleri giyiyordu. Onu görünce ben de böyle elbiseler giymeye hevesleniyordum. Sokaklarda zabitler (subay) görüyordum. Onların derecesine varmak için takip edilmesi lazım gelen yolun askeri rüştiyeye girmek olduğunu anlıyordum. O sırada annem Selânik’e geldi. Askeri rüştiyeye girmek istediğimi söyledim. Annem askerlikten pek korkuyordu. Asker olmama şiddetle engel oluyordu. Kabul imtihanı zamanı gelince ona sezdirmeden kendi kendime askeri rüştiyeye imtihan verdim. Böylece anneme karşı bir emrivaki yaptım.” (Ş. Süreyya Aydemir, “Tek Adam”, s. 52)

Gelecekte hangi mesleği seçeceğinize karar verdiniz mi? Verdiyseniz bu kararı almanızdaki etkenler nelerdir? Söyleyiniz.

İş hayatında mutlu olmanın temelinde kişilik, yetenek ve ilgilerimize uygun bir meslek seçmek yatmaktadır. Bunun için kişinin hem kendisini hem de meslekler dünyasını tanıması gerekir.

Yapılan araştırmalara göre ülkemizde üniversite mezunlarının üçte birinin işsiz olduğu ve kendi mesleklerini yapamadığı sonucu ortaya çıkıyor. Bu acı gerçek, meslek seçiminin ne kadar da önemli olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatıyor. Meslek seçiminde dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıralayabiliriz:

I. KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ:

Meslek seçiminde kişilik özelliklerinin (cana yakın/mesafeli, yeniliklere açık/gelenekçi, rahat/gergin, özgüveni yüksek/düşük, işbirliğine inanan/rekabetçi, sistemli/plansız, titiz/düzensiz vs.) çok büyük bir önemi vardır. Kişilik özelliklerine zıt bir mesleği seçimi bireylerin iş hayatında mutsuz olmalarına neden olmaktadır. Örneğin; yeniliklere açık olmayan bir şirket yöneticisi sektörde ilerleme yaşayamayacaktır ve iflas etmek zorunda kalacaktır.

II. YETENEKLER:

Yetenek, meslekteki başarıyı etkileyen etkenlerden biridir ve en temel gerekliliktir. Seçtiği mesleğin gerektirdiği azami yetenek düzeyine sahip olmayan bireyin o meslekte başarılı olması mümkün değildir.

Bireyin Fen, Matematik, Türkçe, Sosyal, Yabancı Dil, Resim, Beden Eğitimi ve Müzik derslerindeki başarısı dikkate alınarak akademik yeteneğinin belirlenmesi gerekir. Örneğin; sayısal düşünme gücüne sahip olmayan (fen, matematik gibi sayısal derslerde başarılı olamayan) bir bireyin tıp fakültesi, diş hekimliği, mühendislikler gibi yükseköğretim programlarında başarılı olması beklenemez.

III. İLGİLER:

Meslek seçiminde ilgiler, kişilik özellikleri ve yeteneklerin yanında bir o kadar önem arz etmektedir.

İlgi alanınız; hoşlandığınız, yaparken mutlu olacağınız, özel bir çaba sarf etmeden zevkle yapacağınız, tatmin olacağınız işlerdir.

Bir mesleğe yeteneğiniz varken ilginiz olmayabilir. İlginizin olmadığı bir mesleği seçmeniz ilerde mutsuz olmanıza neden olabilir.

IV- MESLEK HAKKINDA TOPLANAN BİLGİLER:

Herhangi bir mesleğini seçmeden önce o meslek hakkında muhakkak bilgi toplanmalıdır. Bu bilgiyi; rehber öğretmenizden, meslekleri tanıtan internet sitelerinden, çevrenizde o meslekte çalışan kişilerden alabilirsiniz.

Ancak meslekleri anlatırken bazıları o mesleği sevmediği için yalnızca kötü yönlerini anlatıyor olabilir. Bazıları da ulaşamadığı için o mesleği abartarak anlatabilir. Bu konuda temkinli olmalısınız.

Meslekler hakkında bilgi toplarken dikkat etmeniz gereken hususlar:

  1. Mesleğin niteliği
  2. Mesleğin gerektirdiği fiziksel ve kişilik özellikleri, yetenekler
  3. Mesleğin çalışma ortamı
  4. Mesleğin geleceği
  5. Meslekte işe alma koşulları
  6. Mesleğin avantaj ve dezavantajları
  7. Mesleğin getirdiği kazanç
  8. Meslekte kariyer imkânı
  9. Mesleğin emeklilik koşulları

“…Makbule Hanım’ın anlattığına göre ana oğul arasında bir tartışma başlıyor. Zübeyde Hanım ‘Ben seni asker yapamam. Baban gibi tüccar yapacağım!’ diyor. Mustafa ısrarla ‘Ben mutlak asker olacağım. Omzumda basma topu taşıyamam!’ diye çıkışıyor ve ayak diriyor. Fakat fayda etmiyor, annesi resmi evrakı mühürlemeyeceğini söylüyor…” (D. Genç Acar, “Makbule Atadan’ın Atatürk’e İlişkin Anlattıkları Üzerine Bir Basın Taraması”, s. 1099)

Soruları yandaki metne göre cevaplayınız.

1- Mustafa’yla annesi arasında geçen bu konuşma, Mustafa hangi okula başlamadan önce gerçekleşmiştir? Söyleyiniz.

Mustafa’yla annesi arasında geçen bu konuşma, Mustafa’nın Selânik Askeri Rüştiyesine başlamadan önce annesiyle arasında geçen konuşmadır.

2-Metinde anlatılanlar, Mustafa’nın hangi kişilik özelliklerini yansıtır? Söyleyiniz.

Mustafa Kemal’in askeri yeteneklere sahip bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor.

Selânik Askeri Rüştiyesi

Mustafa, 1893 yılında Selânik Askeri Rüştiyesine girdi. Okula kısa sürede alıştı ve öğretmenlerini sevdi. Arkadaşları arasında zekası ve üstün yetenekleri ile ön plana çıktı. Onun bu meziyetleri Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey’in dikkatini çekti. Öğretmeni, ona duyduğu sevgiden ve onun olgun kişiliğinden dolayı “Kemal” adını verdi. İşte o zamandan başlayarak küçük askeri rüştiyeli, “Mustafa Kemal” olarak anılmaya başlandı.

Mustafa Kemal’in kişiliğinin oluşmasında Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey’in büyük katkısı olmuştur. Askeri Rüştiye öğrenimi sırasında, seçkin öğrencilere verilen sınıf çavuşluğu ve müzakerecilik gibi görevler de Mustafa Kemal’in başarısının ve özgüveninin artmasında etkili olmuştur. Selânik Askeri Rüstiyesinde, Mustafa Kemal’i takdir eden öğretmenlerinden biri de Fransızca Öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey’dir.

Mustafa Kemal, Nakiyüddin Bey’le ilgili şunları söylemektedir:

“…Bizi bugün için yetiştirmeye çalışan gerçek ve fedakâr öğretmenler, eğiticiler eksik değildi. Onların bize verdiği feyiz elbette sonuçsuz kalmamıştır. Şimdi burada saygıdeğer bir kişiye rastladım. O benim rüştiye birinci sınıfında öğretmenimdi. Bana henüz ilk bilgileri öğretirken gelecek için ilk fikirleri de vermişti.

Efendiler, açıklamak istiyorum ki ilk eğitim ana, baba kucağından sonra okuldaki eğitimcinin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır.” (Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen, Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, s. 5)

Manastır Askeri İdadisi

Mustafa Kemal, Askeri Rüştiyeden sonra idadi öğrenimine İstanbul’daki Kuleli Askeri İdadisi’nde devam etmek istiyordu. Fakat bu isteği gerçekleşmemiş ve Manastır’daki Askeri İdadiye kaydolmuştur.

“…Hiç unutmam. Bir kış gecesi, büyük kardeşim sobaya birkaç odun attıktan sonra mindere oturmuş ve kitaplarını karıştırmaya başlamıştı.

Annem sordu ‘Ne okuyorsun oğlum?’

Büyük kardeşim hemen cevap verdi:

‘Tarih… Plevne muharebeleri, Osman Paşa…’

Annem bir şey söylemedi ve derin düşüncelere daldı. Sonra yerinden kalkarak büyük kardeşimin saçlarını okşadı, okşadı: ‘İnşallah sen de onun gibi olursun Mustafa’m!’ dedi…”

(D. Genç Acar, “Makbule Atadan’ın Atatürk’e İlişkin Anlattıkları Üzerine Bir Basın Taraması”, s. 1104)

Mustafa Kemal’in annesinin düşüncelere dalmasının nedenlerini, Osmanlı’nın son dönemlerini de düşünerek açıklayınız.

Zübeyde Hanım Mustafa Kemal’in büyük bir asker olacağını ve büyük başarılar kazanacağını bildiği ve ön gördüğü için derin düşüncelere dalmıştır. Çünkü Osmanlı son yıllarında sürekli savaş halindeydi. Bu yüzden oğlunun asker olacağı düşüncesi onu kaygılandırmış olabilir.

Mustafa Kemal, Selânik Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra 1896’da Manastır Askeri İdadisine başladı. Bu okulda da matematik derslerindeki başarısıyla dikkat çekti. Ancak Fransızcası zayıftı. Fransızca öğretmeni, bu konuda Mustafa Kemal’e uyarılarda bulunuyordu. Bu uyarıları dikkate alan ve dil öğrenmenin meslek hayatı açısından öneminin farkında olan Mustafa Kemal, Selânik’te özel bir kursa devam ederek Fransızcasını ilerletmişti.

Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisinde geleceğin ünlü hatip ve şairi Ömer Naci ile tanıştı ve arkadaş oldu. Ömer Naci, Mustafa Kemal’e Tevfik Fikret’in ve Namık Kemal’in eserlerini tanıtmış ve sevdirmiştir. Yakın arkadaşı Ali Fethi’nin (Okyar) Fransızcaya hâkimiyeti oldukça ileri bir seviyedeydi. Onun aracılığıyla Rousseau, Voltaire ve Montesquieu gibi Aydınlanma Çağı Fransız düşünürlerin eserleriyle tanıştı.

Mustafa Kemal, vatan ve millet sevgisinin oluşmasında Namık Kemal’den; hak, adalet ve özgürlük kavramlarında Tevfik Fikret’ten; Türk milliyetçiliği duygusunda Ziya Gökalp’ten; millî kültür, millî birlik ve beraberlik konularında ise Mehmet Emin’den (Yurdakul) etkilenmişti. Ayrıca Aydınlanma Çağı düşünürlerinin eserlerini okuyarak demokrasi, millî egemenlik, özgürlük, eşitlik, hukukun üstünlüğü gibi kavramları öğrenme fırsatı bulmuştur.

Okul hayatınızda sizi etkileyen öğretmenler oldu mu? Bu öğretmenlerin daha çok hangi yönlerinden etkilendiniz? Açıklayınız.

Ben küçük bir öğrenciydim. Bir gün arkadaşlarımızdan birine babası çok güzel bir kol saati satın almış. Arkadaşımız bu saatle okula geldi. Hepimiz saati çok beğendik. Benim asla böyle bir saatim olmayacaktı ve bu saat benim olmalıydı. Karar verdim ve saati çaldım. Cebime koydum. Arkadaş bunun farkına vardı fakat kimin çaldığını anlayamadı. öğretmene durumu anlattı, öğretmen “Saati kim çaldıysa çıkarsın, sahibine versin.” dedi. Bu benim için hayatımın en utanç verici anıydı. Yapamadım. Bu durumda öğretmenimiz farklı bir yöntemle saati ortaya çıkardı.

Hepimizi tahtaya dizdi ve gözlerimizi kapattırdı. Ceplerimizi teker teket arayarak saati buldu. Cebimden çıkartarak gerçek sahibine verdi. Sonra hepimiz gözlerimizi açtık. Öğretmen bana hiç bakmadan normal derse devam etti.

Yıllar geçti ben öğretmen oldum ve bir gün bu öğretmenimle karşılaştım.

Kendisine “saati çaldığım halde bana bir kelime bile etmeden, yüzüme bile bakmadan olayı kapattınız. Neden böyle bir şey yaptınız, beni hiç incitmediniz” diye sordum. O da bana;

“O anda ben de sizlerden sonra kendi gözlerimi kapatmıştım” dedi.

İdadi öğrenciliği sırasında Mustafa Kemal’in ilgi alanına matematik, yabancı dil ve hitabetin yanı sıra özellikle Türk tarihi girdi. Tarih Öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik (Bilge) Bey, Mustafa Kemal’in tarihe olan ilgisinin artmasında ve millî benliğinin oluşmasında etkili oldu. Kasım 1898’de Manastır Askeri İdadisini başarı ile bitiren Mustafa Kemal’i, İstanbul’da zorlu bir Harp Okulu eğitimi bekliyordu.

Ali Fuat (Cebesoy), sınıf arkadaşı olan Mustafa Kemal’in Tarih Öğretmeni Tevfik Bey ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade etmektedir:

“… Mustafa Kemal, öğretmeninden daima saygı ile söz etmiştir. Kolağası Mehmet Tevfik Bey değerli ve milliyetçi bir Türk subayıydı. Türk tarihini iyi biliyor ve öğrencilerine tarih zevkini veriyordu. Mustafa Kemal, Türk tarihini bütün genişliği ve derinliği ile kavramış olan hocasından daima saygı ile söz etmiştir. ‘Mehmet Tevfik Bey’e minnet borcum vardır, bana yeni bir ufuk açtı.’ demiştir.” (A. Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, ss. 17-18)

Manastır Askeri İdadisi Hitabet Öğretmeni Mehmet Asım Efendi, edebiyata ilgi duyan Mustafa Kemal’in askeri yeteneğini sezmiş ve bu yönünü daha fazla geliştirmesi için onu teşvik etmiştir.

Mustafa Kemal’in Askeri İdadi eğitimi gördüğü Manastır şehrinin genel özellikleri şöyledir:

Manastır, Makedonya’da önemli bir ticaret ve konsolosluklar şehridir. Bu özellikler şehirde kültürel bir zenginliğin oluşmasına katkı sağlamıştı. Fakat konsolosluklar Balkanlarda ayrılıkçı fikirlerin yayılmasında önemli rol oynadı. Aralarında çekişme bulunan çeşitli din ve milliyetten insanların bir arada yaşadığı Manastır’da özellikle Sırplar, Bulgarlar ve Yunanlar kiliseleri aracılığıyla bölgeye hâkim olmak istiyordu. (T. Faik Ertan, “Çoklu Zekâ Kuramı ve Askeri Okul Hayatının Atatürk’ün Liderliğine Etkileri”, s. 68 )

Soruları yandaki metne göre cevaplayınız.

1- Manastır’daki yabancı konsoloslukların ayrılıkçı isyanlara ne gibi etkileri olmuştur? Açıklayınız.

Manastır’daki yabancı konsoloslukların ayrılıkçı fikirlerin yayılmasına ayrılıkçı isyanların artmasına neden olmuştur. Aralarında çekişme bulunan çeşitli din ve milliyetten insanların bir arada yaşadığı Manastır’da özellikle Sırplar, Bulgarlar ve Yunanlar kiliseleri aracılığıyla bölgeye hâkim olmak istiyordu.

2- Makedonya’daki gelişmeler Mustafa Kemal’de hangi kişilik özelliklerinin oluşmasına katkı sağlamıştır? Açıklayınız.

Makedonya’daki gelişmeler Mustafa Kemal’de milliyetçilik ve devletçilik kişilik özelliklerinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Sırp, Bulgar ve Yunan milliyetçilerini görmüş ve bu yüzden kendi devletinin olmasının önemini kavramıştır.

İstanbul Harp Okulu ve Harp Akademisi

Manastır Askeri İdadisini başarı ile bitiren Mustafa Kemal, 1899’da İstanbul Harp Okuluna girdi. Öğrenimi sırasında sevdiği ve yetişmesinde etkili olan öğretmenlerin başında Yüzbaşı Naci (Eldeniz) Bey gelmekteydi. Fransızca Öğretmeni Necip Asım Bey de Mustafa Kemal’in üzerinde iz bırakan öğretmenlerdendi.

Harp Okulunun ikinci ve üçüncü sınıflarında derslerine daha dikkatle çalışan Mustafa Kemal, 1902’de teğmen rütbesiyle Harp Okulundan mezun oldu ve aynı yıl Harp Akademisine girdi. Burada üç yıl devam eden eğitiminde daha yetkin öğretmenlerden dersler aldı. Bunlar arasında Topçu Feriki (Tümgeneral) Ahmet Muhtar Paşa, Kurmay Binbaşı Refik Bey gibi isimler vardı.

Harp Akademisi öğrenimi sırasında derslerinde başarılı, siyasi faaliyetlerde aktif olan Mustafa Kemal, yakın arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) ile birlikte İstanbul’un sosyal hayatı içine de girdi. Harp Akademisindeki eğitimini tamamlayan Mustafa Kemal, 1905 yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

  • Şemsi Efendi Okulu
  • öz güven
  • Namık Kemal
  • yaşadığı çevre
  • mahalle mektebi
  • kararlılık
  • siyasi

Aşağıdaki cümlelerde yer alan boşluklara verilen sözcükleri yazınız.

1- Mustafa Kemal, komşularının oğlundan etkilenerek askerlik mesleğine yönelmiştir. Tarih öğretmeni sayesinde de tarih dersine olan ilgisi artmıştır. Buna göre Mustafa Kemal’in öğrenim hayatında yaşadığı çevre etkili olmuştur.

2- Selânik Askeri Rüştiyesinde seçkin öğrencilere verilen sınıf çavuşluğu ve müzakerecilik görevlerini alması Mustafa Kemal’de kararlılık duygusunu geliştirmiştir.

3- Diğer derslerine göre Fransızcada geri olan Mustafa Kemal, öğretmeninin uyarılarını da dikkate alarak iki üç ay kadar gizlice Frerler Okuluna gitmiş ve Fransızcasını ilerletmiştir. Bu durum, Mustafa Kemal’in öz güven özelliğine bir örnektir.

4- Manastır bir konsolosluklar şehridir. İstanbul ise Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezidir. Mustafa Kemal her iki şehirde de eğitim görmüştür. Bu şehirler Mustafa Kemal’in siyasi fikirlerinin gelişmesine katkı sağlamıştır.

5- Namık Kemal İntibah romanının yazarıdır. Yazdığı eserlerle birçok Türk gencini etkileyen yazar, Mustafa Kemal’de vatan ve millet sevgisinin oluşmasında etkili olmuştur.

6- Mustafa Kemal’in annesi, oğlunun mahalle mektebine, babası ise Şemsi Efendi Okuluna gitmesini istemiştir.

1- Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarının bir bölümünün İstanbul’da geçmesi, onun siyasi konularda gelişmesine nasıl bir katkı sağlamıştır? Açıklayınız.

Mustafa Kemal İstanbul’da siyasi faaliyetlerde aktif olan bir isimdi. Siyasi faaliyetlerde aktif olması onun siyasi konularda gelişmesini, farklı siyasi görüşleri öğrenmesini sağlamıştır. Harp Akademisi öğrenimi sırasında derslerinde başarılı, siyasi faaliyetlerde aktif olan Mustafa Kemal, yakın arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) ile birlikte İstanbul’un sosyal hayatı içine de girdi. Harp Akademisindeki eğitimini tamamlayan Mustafa Kemal, 1905 yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

2-Mustafa Kemal’in öğrenim hayatında onu etkileyen öğretmenler kimlerdir? Söyleyiniz.

  • Yüzbaşı Naci (Eldeniz) Bey
  • Fransızca Öğretmeni Necip Asım Bey
  • Topçu Feriki (Tümgeneral) Ahmet Muhtar Paşa
  • Kurmay Binbaşı Refik Bey

Manastır Askeri İdadisini başarı ile bitiren Mustafa Kemal, 1899’da İstanbul Harp Okuluna girdi. Öğrenimi sırasında sevdiği ve yetişmesinde etkili olan öğretmenlerin başında Yüzbaşı Naci (Eldeniz) Bey gelmekteydi. Fransızca Öğretmeni Necip Asım Bey de Mustafa Kemal’in üzerinde iz bırakan öğretmenlerdendi.

Harp Okulunun ikinci ve üçüncü sınıflarında derslerine daha dikkatle çalışan Mustafa Kemal, 1902’de teğmen rütbesiyle Harp Okulundan mezun oldu ve aynı yıl Harp Akademisine girdi. Burada üç yıl devam eden eğitiminde daha yetkin öğretmenlerden dersler aldı. Bunlar arasında Topçu Feriki (Tümgeneral) Ahmet Muhtar Paşa, Kurmay Binbaşı Refik Bey gibi isimler vardı.

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLİK HAYATI

Mustafa Kemal’in askerlik hayatında gösterdiği başarılar, kendisinin ve Türk milletinin geleceğini etkilemiştir. Öğrenim hayatını başarı ile tamamlayan Mustafa Kemal, 1905’te kurmay yüzbaşı rütbesiyle ilk görev yeri olan Şam’daki 5. Orduya atandı. Burada yakın arkadaşlarıyla birlikte “Vatan ve Hürriyet” adında gizli bir cemiyet kurdu. Bir süre daha Şam’da kalan Mustafa Kemal topçu stajını tamamladı, kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesine yükseldi.

Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları - 1
Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları – 1

Yukarıdaki haritadan yararlanarak Mustafa Kemal’in görev yaptığı şehirleri kronolojik olarak söyleyiniz.

  1. Şam (5. Ordu)
  2. Selânik (3. Ordu)
  3. İstanbul (Hareket Ordusu)
  4. Trablusgarp
  5. Balkanlar (Gelibolu)
  6. Sofya

Mustafa Kemal Şam’da kurduğu cemiyetin adıyla ilgili niçin hürriyet, niçin vatan gibi sorulara şöyle cevap vermiştir:

“…Ancak hür fikirli insanlardır ki vatanlarına faydalı olabilirler, onlardır ki vatanlarını kurtarıp muhafaza etmek kudretine malik olurlar….” (Ş. Süreyya Aydemir, “Tek Adam”, s. 93)

Mustafa Kemal’in Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurması, onun hangi kişilik özelliklerini yansıtır? Söyleyiniz.

Mustafa Kemal’in vatanseverlik, özgür olma ve milliyetçilik gibi kişilik özelliklerini yansıtır.

Selânik’e Dönüş ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)

1907 yılında Şam’daki görevini tamamlayan Mustafa Kemal aynı yıl merkezi Manastır’da bulunan 3. Ordu Karargâhı’nın Selânik’teki kurmay şubesine atandı. Bu göreve ek olarak kendisine 1908’de Üsküp-Selânik arasındaki demir yolu müfettişliği görevi de verildi.

Mustafa Kemal, Selânik’te görevine devam ederken İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarıyla bir araya gelerek İstanbul’daki siyasi gelişmeleri yakından takip etmekteydi. II. Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra 13 Nisan 1909’da İstanbul’daki avcı taburlarında çıkan isyan kısa sürede şehre yayıldı. Bu olay Rumi takvime göre 31 Mart 1325’te başladığı için “31 Mart Vakası (Olayı)” olarak adlandırılır. Meşrutiyet yönetimine karşı çıkanların ve İstanbul’daki ordu mensuplarının da içinde yer aldığı bu isyanı bastırmak için Selânik’te “Hareket Ordusu” hazırlandı. Komutanlığını Mahmut Şevket Paşa’nın yaptığı bu ordunun kurmay başkanlığını ise Mustafa Kemal üstlendi. Mustafa Kemal daha önce kurmay subay olarak görev yaptığı Suriye’de askeri meseleler hakkındaki görüşleriyle kendini kanıtlamıştı. Bu önemli görevle kurmaylık yeteneği pekişmişti.

Mustafa Kemal, Selânik’te bu ordunun kuruluşunda yer almış ve aynı zamanda bu orduya Hareket Ordusu adını da vermişti. Bu ordunun İstanbul’da uygulayacağı planları ve bildiriyi de hazırladı. Hareket Ordusu İstanbul’a ulaştıktan sonra kısa sürede duruma hâkim oldu, isyanı bastırdı.

Meşrutiyet rejimine karşı olan isyanın bastırılmasından sonra Padişah II. Abdülhamit tahttan indirildi ve yerine V. Mehmet Reşat geçti. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yönetimdeki ağırlığı giderek artmaya başladı. Orduyu da kendi yanlarına çekmeye çalışan İttihatçılar ülkenin kaderine hâkim konuma gelmişlerdi.

Mustafa Kemal, Meşrutiyet’in ilanı ve sonrasında yapılanları yeterli görmüyordu. Memlekette daha büyük ve köklü değişikliklerin yapılması gerektiğine inanıyordu. Bir süre sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarıyla fikir ayrılığına düştü. Bu cemiyetin gizli olmaktan çıkarılması ve yasal bir partiye dönüşmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca ordunun siyasetten ayrı tutulması fikrini savundu.

31 Mart Olayı’nın bastırılması Osmanlı Devleti’ni nasıl etkilemiştir? Tartışınız.

Hareket Ordusu’nun İstanbul’da duruma tamamen hâkim olmasıyla birlikte, Padişah II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi konusu gündeme gelmiştir. Ayaklanmanın tamamen bastırılmasıyla kendisini güvende hisseden Meclis-i Mebûsan 25 Nisan’da Yeşilköy’den Ayasofya yakınındaki kendi binasına geri döndü ve 27 Nisan 1909’da bu konuyu görüşmek üzere toplandı. Sultan Abdülhamit’in hilafet ve tahttan indirilmesi oy birliği ile kabul edildi. Abdülhamit’in yerine kardeşi Veliaht Mehmet Reşat Efendi’yi getiren Meclis, bu kararı Abdülhamit’e bildirmek üzere dört kişilik bir kurul oluşturdu. Abdülhamit, Selanik’te sürgüne gönderildi. Osmanlıların birlikteliklerinin devam etmekte olduğunu göstermek maksadıyla dört kişilik kurulda Ermeni ve Yahudi milletvekillerine yer verilmişti ancak bu ileride İttihatçıların şiddetle eleştirilmelerine, siyonistlikle suçlandırılmalarına sebep olmuştur.

Olayların sona ermesiyle İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilmiş; isyana karışanların tespiti yapılmış ve geniş çapta tutuklamalar başlamıştır. Suçluların yargılanarak cezalandırılması amacıyla üç Divan-ı Harp; tutuklananların ilk sorgulamalarını yapmak üzere Tahkik Heyetleri; halkın bu olaylara karışan kimseler hakkında bildiklerini haber verebilmesi için Tedkikât Heyetleri oluşturuldu. Yargılamalar sonunda 70 kişi idama, 420 kişi müebbet ve 6 aydan başlayan çeşitli hapis, yüzlerce kişi de süresiz sürgün cezalarına çarptırıldı. İdama mahkûm olanların cezaları Beyazıt ve Ayasofya meydanlarında, Köprübaşı’nda, Kasımpaşa’da darağaçları kurularak infaz edildi. Ege’den yabancı bir ülkeye kaçmak için trenle İzmir’e gitmeye çalışırken yakalanan Derviş Vahdeti’nin yargılanması bir aydan fazla sürdü. Akıl sağlığının bozuk olduğu yönündeki savunmasına itibar edilmedi, 19 Temmuz 1909’da Ayasofya Meydanında asılarak idam edildi. 31 Mart şehitleri için yaptırılan ve açılışı 23 Mayıs 1911 tarihinde gerçekleşen Abide-i Hürriyet’e 2 subay ve 42 askerin cenazesi yerleştirildi.

Mustafa Kemal’in bu konudaki görüşleri şöyledir:

“… Ordu mensupları cemiyet içinde kaldıkça millete dayanan bir parti kuramayız. Orduyu da zaafa uğratırız. Bugün mensuplarının çoğu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üyesi olan 3. Ordu esas itibarıyla modern bir ordu sayılamaz. Ordu ile cemiyeti ayıralım. Cemiyet tam manasıyla siyasi bir parti halinde milletin bünyesinde kök salsın. Ordu da asli vazifesiyle uğraşsın…” (A. Fethi Tevetoğlu, Atatürk ve İttihat Terakki, s. 617)

Mustafa Kemal’in inkılapçı kişiliğiyle 31 Mart Olayı’nın bastırılmasında görev alması arasında nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz? Açıklayınız.

Mustafa Kemal’in inkılapçı bir kimliği vardır. Bu devrimci kimliğini, köhneleşmiş devlet unsurlarını devirmek için kullanmıştır. Bu nedenle 31 Mart Olayı’nın bastırılmasında asker olarak görev alarak vazifesini yerine getirmeyi başarmıştır. Bu onun askeri disiplin içindeki tavrını ve tarzını gösteren en önemli olaylardan biri olarak tarihe geçmiştir.

31 Mart olayı on üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askerî bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Mustafa Kemal’in inkılapçı (devrimci-laik) kişiliği sayesinde dini nitelikte olan ayaklanma bastırılmıştır.

Bu görüşlerinden dolayı cemiyetin üst düzey yöneticileri ile arası açıldı. Bundan sonra Mustafa Kemal İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden uzaklaşarak önceden olduğu gibi askerlik mesleğine yoğunlaştı.

Mustafa Kemal, Picardie’de (Pikardi) yapılacak askeri manevraları izlemesi için 1910 yılında Fransa’ya gönderildi.

Trablusgarp, günümüzde hangi ülkedir? Araştırınız.

Trablusgarp, Libya’yı oluşturan üç bölgeden birine eskiden verilen ad. Diğer ikisi Fizan ve Sirenayka veya Kirenayka’dır. Trablusgarp bugünkü Trablus şehrinin çevresine karşılık gelir. Trablusgarp günümüzde Libya ülkesinin sınırlarındadır.

İlk Askeri Başarı: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

1870 yılında siyasi birliğini tamamlayan ve sanayisi hızla gelişen İtalya, sömürgeciliğe yöneldi. Coğrafi konum olarak kendisine yakın ve zayıflamış Osmanlı Devleti’nin toprağı olan Trablusgarp’a göz dikti. Büyük devletlerden buranın işgali konusunda onay alan İtalya, 1911 yılı Eylül ayı sonunda Trablusgarp’ı işgal etti. Osmanlı Devleti bu işgale doğrudan müdahale edemedi. Mısır, İngiliz işgali altında olduğu için karadan, donanmanın yetersizliğinden dolayı da denizden Trablusgarp’a yardım gönderilemedi. Aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu genç subaylar, gönüllü olarak bölgeye gittiler. Burada halkı örgütleyerek İtalyanlara karşı büyük bir direniş başlattılar. Mustafa Kemal, Derne ve Tobruk bölgelerinde İtalyanlara karşı önemli başarılar kazandı ve binbaşılığa terfi etti. İtalya, bu direniş karşısında başarısız olunca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için Çanakkale Boğazı’nı ablukaya aldı ve On İki Ada’yı işgal etti. Balkan Savaşlarının başlaması üzerine 18 Ekim 1912’de imzalanan Ouchy (Uşi) Antlaşması’yla savaşa son verildi. Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı. Yunan işgaline uğrayabileceği nedeniyle On İki Ada geçici olarak İtalya’ya verildi. Böylece Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’daki son toprağını da kaybetti.

1- Mustafa Kemal’in gönüllü olarak Trablusgarp’a gidip İtalyanlara karşı savaşması onun hangi kişilik özelliğini yansıtır? Söyleyiniz.

Mustafa Kemal’in gönüllü olarak Trablusgarp’a giderek İtalyanlara karşı vatanı, milleti ve devleti savunması onun iyi bir asker, vatanperver, devletini ve milletini seven, vatanı için can vermeye hazır genç bir asker olduğunu göstermektedir. Bu da onun askeri ve siyasi kariyerinde hemen her devrede devam etmiştir. Bu da tam anlamı ile milliyetçi, devletçi, cesur, korkusuz, halkçı, vatansever her şey için ölümü göze alabilen bir kişilik yapısında olduğunu gösterir.

2- Mustafa Kemal’in Derne ve Tobruk’taki çalışmaları ona hangi alanlarda tecrübe kazandırmıştır? Söyleyiniz.

Mustafa Kemal’in Derne ve Tobruk’taki çalışmaları ona özellikle Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı gibi alanlarda önemli bir tecrübe olmuştur. Mustafa Kemal bu sayede askeri başarılar kazanmaya devam etmiş ve yeni bir devletin kurulmasında muktedir olmuştur.

Sadece askeri tecrübeden ziyade Uşi antlaşmasını da yaşadığı için siyasi ve bürokrasi anlamında da tecrübelere sahip olmuştur. Bu yüzden yeni kurulan devleti için bir önder olmuş ve yenilikleri sürekli olarak ülkesine getirmeyi başarmıştır.

Balkan Savaşları (1912-1913) ve Sofya

Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde art arda bağımsızlıklarını kazanan Balkan devletleri, Avrupa devletlerinin de kışkırtmalarıyla topraklarını genişletmek için Osmanlı Devleti’ne karşı harekete geçti. Rusya başta olmak üzere büyük Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki varlığına son vermek istiyordu. Trablusgarp Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin oldukça zayıfladığının anlaşılması, Balkan devletlerini cesaretlendirmişti. Bütün bu gelişmeler üzerine Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan ittifak yaparak 1912 yılı Ekim ayında Osmanlı Devleti’ne karşı saldırıya geçti ve böylece I. Balkan Savaşı başladı. Osmanlı Devleti; ordu içindeki çekişmeler, Balkanlarda silah ticaretinin serbest bırakılması, ordunun hazırlıksız olması gibi nedenlerle I. Balkan Savaşı’nda ağır bir yenilgi aldı. 30 Mayıs 1913 tarihinde yapılan Londra Antlaşması’yla Midye-Enez Hattı’nın batısındaki bütün toprakları kaybetti. Bulgarlar, Çatalca önlerinde durdurulabildi.

I. Balkan Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan çekilmesi bölgede bir otorite boşluğu meydana getirdi. Bu arada küçük Balkan devletleri önemli ölçüde toprak kazanmıştı. Savaşta en fazla toprağı Bulgaristan elde etmişti. Bu durum diğer Balkan devletlerinin tepkisine neden oldu. Sırbistan ile Yunanistan’ın Bulgaristan’a karşı ittifak yapması üzerine Bulgaristan 29 Haziran 1913’te bu iki devlete saldırdı. Böylece II. Balkan Savaşı başladı. Karadağ ve Romanya’nın da Bulgaristan’a savaş ilan etmesiyle savaş daha geniş bir alana yayıldı. Bulgarlar tüm cephelerde yenildi. Osmanlı Devleti de Bulgaristan’a karşı bir cephe açarak Dimetoka, Kırklareli ve Edirne’yi Mustafa Kemal’in de katkılarıyla II. Bakan Savaşı, Balkan devletlerinin kendi aralarında yaptıkları Bükreş Antlaşması (10 Ağustos 1913) ile sona erdi.

Balkan Savaşları sırasında Çanakkale ve Gelibolu’nun savunulması amacıyla kurulan askeri birliğin Harekât Şubesi Müdürlüğüne atanan Mustafa Kemal, bu görevi sırasında Çanakkale Boğazı’nı askeri açıdan ayrıntılı olarak inceleme fırsatı buldu.

Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti Bulgaristan ile İstanbul, Yunanistan ile Atina ve Sırbistan ile İstanbul antlaşmalarını imzaladı. Batı Trakya, Makedonya, Arnavutluk, Ege Adaları ve On İki Ada’yı kaybetti. Balkanlardaki Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesi üzerine burada yaşayan Türkler, azınlık durumuna düştüler. Türklerin çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmaları nedeniyle Balkanlardan Anadolu’ya büyük bir göç hareketi başladı. Ayrıca I.Balkan Savaşı’nda alınan ağır yenilgi, Osmanlı ordusunda bir reform yapılması ihtiyacını da ortaya çıkardı.

Balkan Savaşlarının sona ermesiyle 1913’te Mustafa Kemal, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya askeri ataşe olarak atandı. Yüzlerce yıl Osmanlı egemenliği altında yaşayan Bulgaristan’ın I. Balkan Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin başkentini ele geçirmeye teşebbüs edecek kadar güçlenmesinin nedenlerini araştırdı. Bulgaristan’da bulunduğu süre içinde yaptığı incelemeler akılcı ve gerçekçi bir kalkınmanın sonuçlarını görmesini sağlamıştı. Mustafa Kemal bu konularda çeşitli değerlendirmelerde bulunmuştu.

www.ilginize.com

Ne suyun bizimdir, artık, ne selin
Kıyını el aldı adalar elin…
Toprağa belenmiş kınalı gelin,
“Vay benim gelinlik kınam!” der, ağlar!
Gider Mustafa Paşa’m,“Tuna’m!” der, ağlar!
Arif Nihat Asya, 1964
(Mehmet Güneş, “Rumeli’nin Kaybının Türk Şiirindeki Akisleri” s. 196)

Şiirde hangi bölgenin kaybedilmesi konu edilmiştir? Söyleyiniz.

Şiirde Tuna yani Batı Trakya yada Balkanlar bölgesinin kaybedilmesi konu edilmiştir.

Aşağıdaki tablolarda I. ve II. Balkan Savaşı’na katılan bazı devletler yer almaktadır. Buna göre tablolardaki boşlukları doldurunuz ve soruları cevaplayınız.

I. Balkan Savaşı’na Katılan Devletler

Yunanistan
Bulgaristan – Osmanlı Devleti
Sırbistan
Karadağ

II. Balkan Savaşı’na Katılan Devletler

Yunanistan
Sırbistan
Romanya
Osmanlı Devleti – Bulgaristan
Karadağ

1- I. Balkan Savaşı’na katılmadığı halde II. Balkan Savaşı’na katılan devlet hangisidir? Yazınız.

I. Balkan Savaşı’na katılmadığı halde II. Balkan Savaşı’na katılan devlet Romanya’dır.

2- II. Balkan Savaşı’nda, Balkan devletleri niçin Bulgaristan’a karşı savaş açmışlardır? Yazınız.

Bulgaristan’ın daha fazla toprak alması ve tekrar Balkanlardaki topraklardan geri alma isteği sonucu savaş açmışlardır.

3- Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşlarında yenilmesi ve bu bölgeyi kaybetmesi Balkanlarda yaşayan Türkleri nasıl etkilemiştir? Yazınız.

Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti Bulgaristan ile İstanbul, Yunanistan ile Atina ve Sırbistan ile İstanbul antlaşmalarını imzaladı. Batı Trakya, Makedonya, Arnavutluk, Ege Adaları ve On İki Ada’yı kaybetti. Balkanlardaki Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesi üzerine burada yaşayan Türkler, azınlık durumuna düştüler. Türklerin çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmaları nedeniyle Balkanlardan Anadolu’ya büyük bir göç hareketi başladı. Ayrıca I. Balkan Savaşı’nda alınan ağır yenilgi, Osmanlı ordusunda bir reform yapılması ihtiyacını da ortaya çıkardı.

Harbiye Nezaretinin Mustafa Kemal’den beklediği en önemli görev, Bulgarlarla Osmanlı Devleti arasındaki askeri sorunların çözümlenmesi ve buradaki askeri gelişmelerin yakından izlenmesiydi. Aynı zamanda diğer Balkan devletlerinin askeri durumlarının öğrenilmesi de görevleri arasındaydı. Mustafa Kemal bu görevleri titizlikle gerçekleştirdi. 1914’te yarbay rütbesine yükseldi.

Mustafa Kemal görevinden fırsat buldukça Bulgaristan’ın sosyal, ekonomik ve kültürel hayatını yakından tanımaya çalışmıştı. Operayı ilk kez burada izlemiş, bunun yanı sıra Bulgaristan’da yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgilenmişti. Onların kültürel hayatlarının geliştirilmesi için girişimlerde bulunan Mustafa Kemal, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin çıkardığı gazeteleri yakından takip etmişti. Bulgar meclisinde incelemelerde bulunmuş, Türk milletvekilleri aracılığıyla ülke siyasetinde etkin rol oynamaya çalışmıştı. Bu çalışmalar Bulgaristan’daki Türklerin varlığını korumasını, geliştirmesini ve millî bilinç temellerinin oluşmasını sağlamıştı.

Balkan Savaşları yıllarındaki Türklerin sorunlarıyla günümüzde Balkanlarda yaşayan Türklerin sorunlarını karşılaştıran bir araştırma yapınız. Araştırmanın sonuçlarını birkaç cümleyle defterinize yazınız.

Balkanlarda yaşayan Türkler ile şimdiki yaşayan Türkler arasındaki fark o zaman Türklerle baskıcı Türklere zulüm yapan devletler vardı ama şu an daha rahat Çünkü o zaman da yapılan savaşlar sonucunda kazanmamız ile şu anki balkanlarda yaşayan Türkler rahata ermiş ve eskiden gördükleri kadar zulüm görmeyerek daha rahat bir hayat yaşamaktadırlar.

Balkan Ülkeleri

  • Arnavutluk
  • Bosna-Hersek
  • Bulgaristan
  • Sırbistan
  • Karadağ
  • Türkiye’nin Trakya Bölgesi
  • Hırvatistan
  • Yunanistan
  • Makedonya

Mustafa Kemal, Sofya’daki görevi sırasında askeri tecrübesinin yanı sıra hangi alanda kendini geliştirmiştir? Açıklayınız.

Mustafa Kemal’den beklediği en önemli görev, Bulgarlarla Osmanlı Devleti arasındaki askeri sorunların çözümlenmesi ve buradaki askeri gelişmelerin yakından izlenmesiydi. Aynı zamanda diğer Balkan devletlerinin askeri durumlarının öğrenilmesi de görevleri arasındaydı. Mustafa Kemal bu görevleri titizlikle gerçekleştirdi. 1914’te yarbay rütbesine yükseldi.

Mustafa Kemal görevinden fırsat buldukça Bulgaristan’ın sosyal, ekonomik ve kültürel hayatını yakından tanımaya çalışmıştı. Operayı ilk kez burada izlemiş, bunun yanı sıra Bulgaristan’da yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgilenmişti. Onların kültürel hayatlarının geliştirilmesi için girişimlerde bulunan Mustafa Kemal, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin çıkardığı gazeteleri yakından takip etmişti. Bulgar meclisinde incelemelerde bulunmuş, Türk milletvekilleri aracılığıyla ülke siyasetinde etkin rol oynamaya çalışmıştı. Bu çalışmalar Bulgaristan’daki Türklerin varlığını korumasını, geliştirmesini ve millî bilinç temellerinin oluşmasını sağlamıştı.

Mustafa Kemal’in öğrenim hayatı ve I. Dünya Savaşı’na kadar askerlikle ilgili görevleri:

  • 1881 : Mustafa Kemal doğdu.
  • 1887 : Mahalle mektebine başladı.
  • 1887 : Şemsi Efendi Okuluna başladı.
  • 1893 : Selanik Askeri Rüştiyesine başladı.
  • 1896 : Manastır Askeri İdadisine başladı.
  • 1899 : İstanbul Harp Okuluna başladı.
  • 1902 : İstanbul Harp Akademisine başladı.
  • 1905 : İstanbul Harp Akademisinden kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.
  • 1905 : Şam 5. Orduya atandı.
  • 1907 : Manastır 3. Ordu Karargâhı Selânik Şubesine atandı.
  • 1909 : Hareket Ordusuyla İstanbul’a geldi.
  • 1910 : Fransa’da Picardie (Pikardi) Manevralarına katıldı.
  • 1911 : Trablusgarp Savaşına katıldı.
  • 1912 : Balkan Savaşları sırasında Çanakkale’de Harekat Şubesi Müdürü oldu.
  • 1913 : Sofya’ya askeri ataşe olarak atandı.

1. ÜNİTE ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORULARI

A. Aşağıdaki tabloda I. Dünya Savaşı öncesinde Mustafa Kemal’in görev yaptığı yerler ve bu yerlerin Mustafa Kemal için önemini belirten ifadeler yer almaktadır. Boş bırakılan bölümlere uygun olan yerleşim yerlerini yazınız.

1. İstanbul : 31 Mart Olayı’nın çıktığı şehirdir.
2. Şam : Askerlik hayatındaki ilk görev yeridir.
3. Gelibolu : Balkan Savaşları sırasında görev yaptığı yerdir.
4. Selanik : Hareket Ordusu’nun kurulduğu yerdir.
5. Sofya : Askeri ataşe olarak çalıştığı şehirdir.
6. Trablusgarp : İlk askeri başarısını elde ettiği yerdir.

B. Aşağıdaki tabloda Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Selânik şehrinin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısıyla ilgili bazı ifadelere yer verilmiştir. Verilen ifadenin ilgili olduğu alana ( X ) işareti koyunuz.

Selânik Şehrinin ÖzellikleriSosyalKültürelEkonomik
1-Farklı milletlerin bir arada yaşamasıX
2-İşlek bir limanının olmasıX
3-Çok uluslu olmasıX
4-Basın, yayın hayatının zengin olmasıX
5-Farklı fikirlere açık bir yer olmasıX


C. Aşağıda, Osmanlı Devleti zamanında faaliyet gösteren ve Mustafa Kemal’in de öğrenim gördüğü bazı okullar verilmiştir. Bu okullarla ilgili soruların cevaplarını boş bırakılan yerlere yazınız.

a. Harp Okulub. Selânik Askeri Rüştiyesic. Sıbyan Mektebi
ç. Selânik Mülkiye Rüştiyesid. Enderune. Şemsi Efendi Okulu
f. Manastır Askeri İdadisig. Mahalle Mektebih. Harp Akademisi

6-Mustafa Kemal’in öğrenim gördüğü okulları tablodaki harfleri kullanarak kronolojik olarak sıralayınız.

Mustafa Kemal’in öğrenim gördüğü okullar g, e, ç, b, f, a, h olarak kronolojik sıralayabiliriz.

  • g : Mahalle Mektebi
  • e : Şemsi Efendi Okulu
  • ç : Selânik Mülkiye Rüştiyesi
  • b : Selânik Askeri Rüştiyesi
  • f : Manastır Askeri İdadisi
  • a : Harp Okulu
  • h : Harp Akademisi

7-Mustafa Kemal’ in mezun olduğu okulların adını simgeleyen harfleri yazınız.

Mustafa Kemal’ in mezun olduğu okulların adını a, b, e, f, h olarak yazabiliriz.

  • a : Harp Okulu
  • b : Selânik Askeri Rüştiyesi
  • e : Şemsi Efendi Okulu
  • f : Manastır Askeri İdadisi
  • h : Harp Akademisi

8-Mustafa Kemal’in öğrenim gördüğü ortaokulların adlarını simgeleyen harfleri yazınız.

Mustafa Kemal’in öğrenim gördüğü ortaokulların adlarını simgeleyen harfler b, ç olarak yazabiliriz.

  • b : Selânik Askeri Rüştiyesi
  • ç : Selânik Mülkiye Rüştiyesi

9-Mustafa Kemal’in Ömer Naci ile tanıştığı okulun adını simgeleyen harfi yazınız.

Mustafa Kemal’in Ömer Naci ile tanıştığı okulun adını simgeleyen harf f olarak yazarız.

  • f : Manastır Askeri İdadisi

10-Mustafa Kemal’in Osmanlı Devleti’nin başkentinde okuduğu okulları simgeleyen harfleri yazınız.

1Mustafa Kemal’in Osmanlı Devleti’nin başkentinde okuduğu okulları simgeleyen harfler a, h olarak yazabiliriz.

  • a : Harp Okulu
  • h : Harp Akademisi

Ç. Tabloda sömürgeci Avrupa Devletleri’nin I. Dünya Savaşı öncesindeki yüzölçümleri ve nüfusları, sahip oldukları sömürgelerin yüzölçümü ve nüfusları ile birlikte verilmiştir.

İngiltereFransaBelçikaHollandaAlmanya
Ülke Yüzölçümü (km²)94.000212.60011.80013.200210.000
Ülke Nüfusu45.500.10042.000.0008.300.0008.500.00067.500.000
Kolonilerin Yüzölçümü (km²)13.100.0004.300.000940.000790.0001.100.000
Kolonilerin Nüfusu470.000.00065.000.00013.000.00066.000.00013.000.000

Aşağıdaki soruları tablodaki sayısal verileri kullanarak cevaplayınız.

11-En fazla sömürge alanına sahip ülke hangisidir? Yazınız.

En fazla sömürge alanına sahip ülke 13.100.000 km² ile İngiltere’dir.

12-Nüfusu en fazla olan sömürgeci ülke hangisidir? Yazınız.

Nüfusu en fazla olan sömürgeci ülke 67.500.000 nüfus ile Almanya’dır.

13-İngiltere’nin yüzölçümünün 94.000 km² olmasına rağmen “üzerinde güneş batmayan ülke’’ olarak adlandırılmasını tablodaki verileri kullanarak açıklayınız.

İngiltere’nin yüzölçümünün 94.000 km² olmasına rağmen “üzerinde güneş batmayan ülke’’ olarak adlandırılmasının nedeni çok fazla yüzölçümüne sahip olmasındandır. Ayrıca bu sömürgeler doğudan batıya doğru olduğu için ve bu toprakları kendi toprağı saydığı için güneş sürekli bir başka ülkede görünüyordu yani sömürgeler üzerinde güneş birinde batarken diğerinde doğuyordu.

D. Aşağıda Mustafa Kemal’le ilgili verilen bilgilerin onun hangi kişilik özelliklerine ait olduğunu yandaki boşluklara yazınız.

14-Ülke sorunlarıyla yakından ilgilenmesi : vatanseverlik

15-İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üyelerinden tepki göreceğini bildiği halde İttihatçıların kongrelerinde ordunun siyasetten ayrı tutulması gerektiğini söylemesi : açık sözlülük

16-Meşrutiyet yönetimine karşı çıkan ayaklanmayı bastırmada görev alması : yenilikçilik

17-Askeri rüştiyede matematik; idadide hitabet, edebiyat, tarih; Harp Okulu ve Akademisinde siyasete ilgi duyması : çok yönlülük

E. Fransız İhtilali ile yayımlanan “Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi’nde” kişilere özgürlük ve milletlere bağımsızlık verilmesi belirtilmiştir. Millet niteliğindeki her topluluğun kendi bağımsız devletini kurma hakkı olduğu açıklanmıştır. Bu durum farklı milletleri bünyesinde barındıran imparatorlukların parçalanmalarına ve dağılmalarına yol açmıştır. Osmanlı Devleti de çok uluslu yapısı ve Avrupa devletlerinin saldırıları nedeniyle milliyetçilik akımından olumsuz etkilenmiş, dağılma sürecine girmiştir.

Verilen bilgiden yola çıkarak Osmanlı Devleti’nin milliyetçilik akımından olumsuz etkilenmesinin nedenlerini yazınız.

Osmanlı Devleti çok uluslu bir yapı idi yani çok fazla farklı millet yani çok fazla farklı dil konuşan insan vardı. Fransız İhtilali ile her millete bir devlet her millete bağımsızlık düşüncesinden dolayı parçalanmaya ve dağılmaya başlamıştır.

F. Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

18-Fransız İhtilali’nin getirdiği ………………………… akımının etkisiyle zayıflayan Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarmak isteyen aydınlar ilk olarak ………………………… fikrini ortaya attılar fakat dağılmaya engel olamadılar. Böylece Balkan toplulukları Osmanlı Devleti’nden ayrıldı. Müslüman milletlerin de Osmanlı’dan kopmaması için II. Abdülhamit Dönemi’nde ………………………… fikri uygulanmıştır. Bu arada bir kültür hareketi olarak başlayan ve İttihat ve Terakki tarafından II. Meşrutiyet Dönemi’nde iç politikada ………………………… akımı uygulamaya konulmuştur. Ancak bu fikir akımlarının hiçbiri devletin dağılmasını engelleyememiştir.

Yukarıdaki boşluklara uygun olan kavramlar aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

A) Millîyetçilik – Türkçülük – İslamcılık – Osmanlıcılık
B) Osmanlıcılık – Türkçülük – Millîyetçilik – İslamcılık
C) Millîyetçilik – Osmanlıcılık – İslamcılık – Türkçülük
D) İslamcılık – Millîyetçilik – Osmanlıcılık – Türkçülük

Fransız İhtilali’nin getirdiği Millîyetçilik akımının etkisiyle zayıflayan Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarmak isteyen aydınlar ilk olarak Osmanlıcılık fikrini ortaya attılar fakat dağılmaya engel olamadılar. Böylece Balkan toplulukları Osmanlı Devleti’nden ayrıldı. Müslüman milletlerin de Osmanlı’dan kopmaması için II. Abdülhamit Dönemi’nde İslamcılık fikri uygulanmıştır. Bu arada bir kültür hareketi olarak başlayan ve İttihat ve Terakki tarafından II. Meşrutiyet Dönemi’nde iç politikada Türkçülük akımı uygulamaya konulmuştur. Ancak bu fikir akımlarının hiçbiri devletin dağılmasını engelleyememiştir. Buna göre doğru cevap c seçeneği Millîyetçilik – Osmanlıcılık – İslamcılık – Türkçülük olacaktır.

19-II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden kısa bir süre sonra meşrutiyete karşı olanlar tarafından İstanbul’da bir isyan çıkarıldı. “31 Mart Olayı” adı verilen rejim karşıtı bu ilk isyanı bastırmak için Selânik’ten bir ordu gönderildi. Selânik’ten yola çıkan ve kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Hareket Ordusu isyanı bastırdı.

Yalnızca bu bilgileri dikkate alarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

A) Hareket Ordusu’nun merkezi İstanbul’dur.
B) Mustafa Kemal yeniliklerin korunmasında önemli bir rol almıştır.
C) 31 Mart Olayı, Osmanlı Devleti’nde yönetime karşı yapılan ilk isyandır.
D) Mustafa Kemal ülke sorunlarına kayıtsız kalmamıştır.

II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden kısa bir süre sonra meşrutiyete karşı olanlar tarafından İstanbul’da bir isyan çıkarıldı. “31 Mart Olayı” adı verilen rejim karşıtı bu ilk isyanı bastırmak için Selânik’ten bir ordu gönderildi. Selânik’ten yola çıkan ve kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Hareket Ordusu isyanı bastırdı. Bu bilgileri dikkate alarak Hareket Ordusu’nun merkezi İstanbul’dur yargısına ulaşılamaz. Doğru cevap a seçeneği Hareket Ordusu’nun merkezi İstanbul’dur olacaktır.

20-Mustafa Kemal, İtalya’nın sömürge elde etmek için Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprak parçası olan Trablusgarp’a saldırması üzerine gönüllü olarak o bölgeye gitti. Buradaki yerli halkı örgütledi. Komutasındaki birliklerle Derne, Tobruk ve Bingazi’de İtalyanlara karşı önemli başarılar kazandı.
Bu durum Mustafa Kemal’in
I. Bağımsızlığa olan inancı
II. Teşkilatçı oluşu
III. Vatansever oluşu
IV. Liderliği
gibi özelliklerinden hangisi veya hangileriyle ilgilidir?

A) Yalnız I
B) I, II
C) I, II, III
D) I, II, III, IV

Mustafa Kemal, İtalya’nın sömürge elde etmek için Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprak parçası olan Trablusgarp’a saldırması üzerine gönüllü olarak o bölgeye gitti. Buradaki yerli halkı örgütledi. Komutasındaki birliklerle Derne, Tobruk ve Bingazi’de İtalyanlara karşı önemli başarılar kazandı. Bu durum Mustafa Kemal’in bağımsızlığa olan inancı, teşkilatçı oluşu, vatansever oluşu ve liderliği özellikleri ile ilgilidir. Buna göre doğru cevap d seçeneği I, II, III, IV olacaktır.

21-Mustafa Kemal, Balkan Savaşlarından sonra Sofya’ya askeri ataşe olarak atanmıştır. Bu görevi sırasında Balkan devletlerindeki askeri gelişmeleri izlemesinin yanı sıra bölgede yaşayan Türklerin sorunlarıyla da yakından ilgilenmiştir.

Metne göre Mustafa Kemal’in bu tutumu aşağıdakilerden hangisinin göstergesidir?

A) Balkanlardan Anadolu’ya göçler yaşandığının
B) Bölgedeki Türklerin sorunlarına duyarlı olduğunun
C) Balkan Savaşlarının kaybedildiğinin
D) Balkan Türklerinin azınlık durumuna düştüğünün

Mustafa Kemal, Balkan Savaşlarından sonra Sofya’ya askeri ataşe olarak atanmıştır. Bu görevi sırasında Balkan devletlerindeki askeri gelişmeleri izlemesinin yanı sıra bölgede yaşayan Türklerin sorunlarıyla da yakından ilgilenmiştir. Metne göre Mustafa Kemal’in bu tutumu bölgedeki Türklerin sorunlarına duyarlı olduğunun göstergesidir. Doğru cevap b seçeneği bölgedeki Türklerin sorunlarına duyarlı olduğunun olacaktır.

22-Mustafa Kemal’in, Selânik’te (I) öğrenim gördüğü yıllarda burada farklı dillerde yazılmış kitaplar ve basılmış gazeteler zengin bir kültürel ortamın oluşmasını sağladı. Mustafa Kemal Manastır’da (II) öğrenim görürken Türk tarihi ve kültürü ile ilgili birçok kitap okudu. Namık Kemal ve Ziya Gökalp gibi vatansever şairlerden etkilendi. İstanbul (III) Harp Okulu ve Akademisindeyken arkadaşlarıyla gazete çıkarmış ve çeşitli konferanslar düzenlemiştir. Sofya’da (IV) görevliyken diğer ülke diplomatlarıyla çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunmuştur.

Bu bilgilerden yola çıkarak Mustafa Kemal’in bulunduğu şehirler ile ilgili yapılan yorumlardan hangisi yanlıştır?

A) I. şehirde Mustafa Kemal zengin bir kültürel ortamda bulunmuştur.
B) II. şehir Mustafa Kemal’in düşünce hayatının gelişmesine önemli katkı sağlamıştır.
C) III. şehirde Mustafa Kemal, Türk ve Batı kültürünü tanıma fırsatı bulmuştur.
D) IV. şehir Mustafa Kemal’in diğer ülkelerle ilgili düşüncelerinin geliştiği yerdir.

Mustafa Kemal’in, Selânik’te (I) öğrenim gördüğü yıllarda burada farklı dillerde yazılmış kitaplar ve basılmış gazeteler zengin bir kültürel ortamın oluşmasını sağladı. Mustafa Kemal Manastır’da (II) öğrenim görürken Türk tarihi ve kültürü ile ilgili birçok kitap okudu. Namık Kemal ve Ziya Gökalp gibi vatansever şairlerden etkilendi. İstanbul (III) Harp Okulu ve Akademisindeyken arkadaşlarıyla gazete çıkarmış ve çeşitli konferanslar düzenlemiştir. Sofya’da (IV) görevliyken diğer ülke diplomatlarıyla çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunmuştur. Bu bilgilerden yola çıkarak Mustafa Kemal’in bulunduğu şehirler ile ilgili yapılan yorumlardan III. şehirde Mustafa Kemal, Türk ve Batı kültürünü tanıma fırsatı bulmuştur yorumu yanlış yorumdur. Doğru cevap c seçeneği III. şehirde Mustafa Kemal, Türk ve Batı kültürünü tanıma fırsatı bulmuştur olacaktır.

23-Aşağıdaki şehirlerden hangisi Mustafa Kemal’in çocukluk yıllarının geçtiği yerlerden biridir?

A) Dimetoka
B) İstanbul
C) Selânik
D) Sofya

Selânik, Mustafa Kemal’in çocukluk yıllarının geçtiği yerlerden biridir. Doğru cevap c seçeneği Selânik olacaktır.

G. Aşağıdaki bulmacayı soldan sağa ve yukarıdan aşağıya doldurunuz.

Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları - 2
Meb Yayınları 8. Sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı 1. Ünite Çözümleri ve Cevapları – 2

Sorular:

1-Mustafa Kemal’in Harp Okulu ve Harp Akademisi öğrenimini gördüğü yer (İstanbul)
2-Emperyalizm, yayılmacılık (Sömürgecilik)
3-Mustafa Kemal’in askeri liseyi okuduğu yer (Manastır)
4-Mustafa Kemal’in ilk askeri başarısını kazandığı yer (Trablusgarp)
5-Mustafa Kemal’in doğduğu yer (Selanik)
6-Osmanlı Devleti’nde lise (İdadi)
7-Osmanlı Devleti’nde ortaokul (Rüştiye)
8-Anayasal ve parlamenter yönetim (Meşrutiyet)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.